Merhaba Arkadaşlar,
Okumaya değer
Akreditasyon dünyasının kendi içinden gelen bir tespit, üzerinde özellikle durulmayı hak ediyor.
ABD’de tüketici ürünlerinin güvenliğine ilişkin piyasa gözetimi ve denetiminden sorumlu federal kurum olan CPSC (Consumer Product Safety Commission), bir akreditasyon kuruluşu değil; elektronik ürünlerden oyuncaklara, ev aletlerinden diğer tüketici ürünlerine kadar geniş bir alanda güvenlik denetimleri gerçekleştiren düzenleyici bir otorite. CPSC, Mayıs 2026’da sahte güvenlik etiketleri ve sahte sertifikasyon işaretlerinin kullanımına karşı ülke çapında bir operasyon başlattı.
Bu çalışmada dikkat çeken noktalardan biri ise kullanılan referans. Global ACI (Global Accreditation Cooperation Incorporated), 2026 yılında IAF (International Accreditation Forum) ile ILAC’ın (International Laboratory Accreditation Cooperation) birleşmesiyle oluşturulan yeni küresel çatı kuruluş olarak, piyasada bulunan akredite sertifikaların yaklaşık %25’inin sahte olabileceğini; buna ilave olarak %20-25 oranında belgenin de gerçekte herhangi bir akreditasyona dayanmayan, kurgulanmış veya yanıltıcı sertifikalar olduğunu tahmin ediyor.
CPSC’nin yürüttüğü operasyonun odağında doğrudan akreditasyon sisteminin kendisi değil, akreditasyon ve sertifikasyon kavramlarının piyasada sahtecilik yoluyla nasıl istismar edildiği bulunuyor. Nitekim Temmuz 2026’da bu kapsamda dört Çinli test laboratuvarının akreditasyonlarının iptal edilmesi, konunun yalnızca teorik bir risk olmadığını da gösteriyor.
Buradan çıkarılması gereken temel mesaj bence oldukça açık:
Akreditasyon sisteminin güvenilir ve sağlam olması tek başına yeterli değil. Bu sistemin ürettiği güvenin piyasada gerçekten karşılık bulabilmesi için piyasa gözetimi, denetim ve yaptırım mekanizmalarının da aynı ölçüde güçlü ve etkin olması gerekiyor. Aksi hâlde “akredite”, “sertifikalı” veya “belgeli” ifadeleri, tüketici ve ekonomik aktörler açısından gerçek bir güven göstergesi olmaktan çıkıp kötüye kullanılabilecek birer etikete dönüşebilir.
Bu açıdan bakıldığında, ülkemizde son yıllarda TÜRKAK tarafından akreditasyon altyapısının güçlendirilmesi ve sistemin güvenilirliğinin artırılması yönünde gerçekleştirilen değerli çalışmaların, ilgili piyasa gözetimi ve denetimi otoritelerinin etkin mekanizmalarıyla desteklenmesi büyük önem taşıyor.
Çünkü güvenilir bir uygunluk değerlendirme sisteminin gerçek değeri yalnızca belgenin düzenlenmesinde değil, o belgenin piyasada doğru, şeffaf ve denetlenebilir biçimde kullanılmasının sağlanmasında ortaya çıkıyor.
Okumaya değer
Akreditasyon dünyasının kendi içinden gelen bir tespit, üzerinde özellikle durulmayı hak ediyor.
ABD’de tüketici ürünlerinin güvenliğine ilişkin piyasa gözetimi ve denetiminden sorumlu federal kurum olan CPSC (Consumer Product Safety Commission), bir akreditasyon kuruluşu değil; elektronik ürünlerden oyuncaklara, ev aletlerinden diğer tüketici ürünlerine kadar geniş bir alanda güvenlik denetimleri gerçekleştiren düzenleyici bir otorite. CPSC, Mayıs 2026’da sahte güvenlik etiketleri ve sahte sertifikasyon işaretlerinin kullanımına karşı ülke çapında bir operasyon başlattı.
Bu çalışmada dikkat çeken noktalardan biri ise kullanılan referans. Global ACI (Global Accreditation Cooperation Incorporated), 2026 yılında IAF (International Accreditation Forum) ile ILAC’ın (International Laboratory Accreditation Cooperation) birleşmesiyle oluşturulan yeni küresel çatı kuruluş olarak, piyasada bulunan akredite sertifikaların yaklaşık %25’inin sahte olabileceğini; buna ilave olarak %20-25 oranında belgenin de gerçekte herhangi bir akreditasyona dayanmayan, kurgulanmış veya yanıltıcı sertifikalar olduğunu tahmin ediyor.
CPSC’nin yürüttüğü operasyonun odağında doğrudan akreditasyon sisteminin kendisi değil, akreditasyon ve sertifikasyon kavramlarının piyasada sahtecilik yoluyla nasıl istismar edildiği bulunuyor. Nitekim Temmuz 2026’da bu kapsamda dört Çinli test laboratuvarının akreditasyonlarının iptal edilmesi, konunun yalnızca teorik bir risk olmadığını da gösteriyor.
Buradan çıkarılması gereken temel mesaj bence oldukça açık:
Akreditasyon sisteminin güvenilir ve sağlam olması tek başına yeterli değil. Bu sistemin ürettiği güvenin piyasada gerçekten karşılık bulabilmesi için piyasa gözetimi, denetim ve yaptırım mekanizmalarının da aynı ölçüde güçlü ve etkin olması gerekiyor. Aksi hâlde “akredite”, “sertifikalı” veya “belgeli” ifadeleri, tüketici ve ekonomik aktörler açısından gerçek bir güven göstergesi olmaktan çıkıp kötüye kullanılabilecek birer etikete dönüşebilir.
Bu açıdan bakıldığında, ülkemizde son yıllarda TÜRKAK tarafından akreditasyon altyapısının güçlendirilmesi ve sistemin güvenilirliğinin artırılması yönünde gerçekleştirilen değerli çalışmaların, ilgili piyasa gözetimi ve denetimi otoritelerinin etkin mekanizmalarıyla desteklenmesi büyük önem taşıyor.
Çünkü güvenilir bir uygunluk değerlendirme sisteminin gerçek değeri yalnızca belgenin düzenlenmesinde değil, o belgenin piyasada doğru, şeffaf ve denetlenebilir biçimde kullanılmasının sağlanmasında ortaya çıkıyor.
YBS